İçeriğe git

  • Facebook ile giriş yapın Twitter ile giriş yapın Log In with Google Giriş Yap
  • Kayıt Ol
Oltamisina Amatör Balıkçılık'a Hoşegeldiniz,
Türkiye'nin En İyi Amatör Balıkçılık Forumunda Olmanın Tadını Çıkarın.Sitemiz Sportif Amaçlı Balık Avcılığıyla İlgili Konuların Paylaşıldığı İnteraktif Bir Sitedir. Sitemize Üye Olarak Dilerseniz Sizde; Katılımda Bulunabilir, Av Raporlarınızı Yollayabilir, Mevcut Konulara, Mesajlara İleti Gönderebilir, Ekipman İnceleme ve Detaylarını Değerlendirebilirsiniz.
Üye Girişi Yeni Üyelik
Resim

Beta Balıkları Için Beslenme Ve Sağlık...


  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 14 yanıt gönderildi

#1
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

1- ) BESLENME

 

 

    Betta splendens, doğada neredeyse tamamen etçil beslenen bir türdür. Beslenmeye başladığı andan itibaren sadece canlı yemlerle beslenir. Yavruyken zooplanktonlar, enfüzvuar ve küçük boyutlu omurgasız larvalarıyla beslenmeye başlarlar. Büyüdükçe menülerine birçok çeşit su omurgasızı, salyangozlar ve böcekler dahil olur. Özellikle suya düşen böcekler ve sivrisinek gibi larvalarını su yüzeyine bırakan eklembacaklılar başlıca besinlerini oluşturur. Bol bitki örtüsüne sahip, sığ sulardan oluşan doğal yaşam alanları, bu tür yemler konusunda sıkıntı yaşamamalarını sağlar. Çünkü bu doğal alan ve yaşadıkları bölgelerin iklimi, böcekler için de mükemmel bir yaşama ortamı oluşturmaktadır.

 
    Betanın vücut yapısı da etçil beslenmeye son derece elverişli biçimde yaratılmıştır. Yukarı dönük ağız yapısı ve keskin dişler, suya düşen böceklere hiç şans tanımayacak şekilde gelişmiştir. Çeneleri böceklerin dış iskeletlerini parçalayabilecek, hatta salyangozların kabuklarını kırabilecek kadar güçlüdür. Ayrıca sindirim sistemleri ve bağırsakları da, bitkisel besinlerle beslenen balıkların aksine, oldukça kısa ve basit yapılıdır. Bu sayede, yüksek proteinli besinlerin parçalanması ve sindirimi çok daha hızlı ve kolayca yapılır.
 
    Akvaryumlarda ise beslenmesi oldukça kolaydır. Birçok yem çeşidini kolayca kabul eder. Ama tüm balık türlerinde olduğu gibi, çeşitli yemlerden oluşan, iyi dengelenmiş bir diyet en uygunudur. Beta için kullanılabilecek yemler çok çeşitlidir. Özellikle, bulunabilecek hemen hemen tüm canlı yem çeşitlerini severek tüketirler. Ticari firmaların da betalar için özel olarak ürettiği bir çok yem çeşidi vardır. Ayrıca, sadece beta için üretilmiş olmasa da, uygun içeriğe sahip yemler de tercih edilebilir. Örneğin hazır diskus yemlerinin çoğu, betalar için de uygun seçeneklerdir. Beta için bir menü oluştururken dikkate alınması gereken en önemli nokta, tek yönlü bir beslenme düzeninden kaçınılmasıdır. Farklı yemler kullanılarak çeşitlendirilmiş bir diyet, sağlıklı bir beta için gereken en önemli noktalardan biridir. 
 
    Betanız için seçeneceğiniz yemler, temel fizyolojik ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olmalıdır. Bu temel ihtiyaç maddeleri, oranları değişebilmekle birlikte, tüm balık türleri için gereklidir. Bu yüzden bu maddelerden de kısaca bahsedelim...

 

    YAĞ: Balıklar için hazırlanacak diyetlerin yağ oranı düşük olmalıdır. Beta gibi etçil türler için bu oran % 8'i geçmemelidir. Bitkisel ağırlıklı beslenen türlerde ise, azami oran % 3 olarak belirlenmiştir. Aşırı yağ miktarı karaciğere zarar verir. Çeşitli hastalıklara ve hatta ölümlere sebep olabilir. Balıklar, memeli hayvan etlerinde bulunanlara benzer nitelikteki katı yağları sindirmekte zorlanır. Doymuş yağlar özellikle zararlıdır, bu yüzden kullanılmamalıdır. Karides türlerinde bulunan, damar sertliğini önleyici nitelikteki doymamış yağ, en kolay sindirilebilen yağ çeşididir. Bu yağ, balıklara üretim için kondisyon kazandırılmasında da çok faydalıdır.
 
    LİF: Cüzi oranlarda kullanılan lif sindirime yardımcı olur. Ancak miktar fazla olmamalıdır. Etçil türler, lifi sindirmekte zorlanır. Bu yüzden diyetlerindeki oranı % 4'ü geçmemelidir. Bitkisel beslenen türlerde ise, balıkların sağlıklı kalabilmesi için oran % 5-10 arasında tutulmalıdır.
 
    PROTEİN: Protein ihtiyacı balığın türüne göre değişir. Yine de, tüm balık türlerinde sağlığın korunması ve ideal gelişme için gereken temel unsurlardan biridir. Otçul türler, diyetlerinde  % 15-30 oranında proteine ihtiyaç duyarlar. Etçil türler içinse oran en az % 45 olmalıdır. Yavru balıklarda sağlıklı ve normal büyüme sağlanması için % 50 ve daha fazla oranda protein içeren bir diyet gereklidir.
 
    KARBONHİDRAT: Balıklar fazla karbonhidrata ihtiyaç duymaz. Hatta fazlasının büyümeyi olumsuz yönde etkilediği söylenir. Bunun sebebi, yemdeki karbonhidrat miktarının arttırılmasıyla, diğer besin öğelerinin miktarında zorunlu azaltmalar yapılması da olabilir. Çünkü balıklar üzerinde farklı yan etkileri olup olmadığı kesin olarak belirlenememiştir. Yine de, özellikle yavru balıkların beslenmesinde kullanılan yemlerde karbonhidrat miktarı fazla olmamalıdır. Yetişkin balıklar herhangi bir rahatsızlık belirtisi göstermeksizin % 40'a varan oranlarda karbonhidratı tolere edebilir.
    Yemlerde bulunan karbonhidrat genelde nişasta ve türevlerinden oluşur. Bu maddeler, kullanılan diğer maddeleri bir arada tutmak ve yemin suda dağılmasını önlemek için kullanılır.
 
    MİNERALLER: Mineraller, balıkların sağlıklı bir iskelet yapısına sahip olmasında önemlidir. Ayrıca, dişler ve pulların düzgün biimde gelişmesi için de gereklidir. Balıkların ihtiyaç duyduğu temel mineraller, kalsiyum ve fosfordur. Ayrıca, daha düşük oranlarda demir, iyodin, magnezyum, sodyum, potasyum, bakır ve çinkoya da ihtiyaç duyarlar. Yumuşak sularda kalsiyum oranı düşüktür. Akvaryumda yumuşak su kullanılıyorsa ve en önemli fosfor kaynağı olan canlı bitkiler bulunmuyorsa, bu minerallerin yemler vasıtasıyla takviye edilmesi gerekir.
 
    VİTAMİNLER: Minerallerden farklı olarak, yemlerde bulunan vitamin miktarları oldukça değişkendir. Kuru yemlerin geneli yeterli vitamin içeriğine sahiptir. Ancak vitaminler çabuk bozulur ve bu yüzden yem bayatladıkça değerleri düşer. Yemleri buzdolabında muhafaza etmek vitamin ömrünü biraz uzatabilir. Yine de en uygun yöntem, en fazla 2-3 ayda tüketilecek miktarda yem satın almaktır. Normal bir gelişim ve balık sağlığı için ihtiyaç duyulan vitaminler, sırasıyla A, B1, B2, B3, B5, B6, B12, C, D3, E, H, K, M ve inositol'dür (inositol; kas, beyin ve kalp dokularının gelişebilmesi için gerekli bir maddedir.).  
    Birçok hobici, vitaminlerin balık sağlığındaki rolü hakkında yeterince bilgi sahibi değildir. A vitamini eksikliği, genç balıklarda gelişim bozukluklarına, deformasyonlara ve büyüme güçlüğüne sebep olur. A vitamini ihtiyacı, stres altındaki balıklarda daha da artar. A, E ve D3, balığın üretim için kondisyon kazanmasında önemli etkenlerdir. K vitamini, kanın pıhtılaşmasında kritik rol oynar. B1, B2 ve B6 normal büyüme için gereklidir. Belirli oranlarda B3 ve C, düzenli bir sindirim için yarar sağlar. B5 ve M, metabolizmanın sağlıklı işleyişinde rol oynar. H vitamini eksikliği, kan hücresi yapımının azalmasına sebep olur. Bu da, uzun vadede kansızlığa yol açabilir.
 
    Yukarıda listelenen maddeler, hemen hemen tüm ticari yem paketlerinin üzerinde, yüzde oranlarıyla birlikte verilir. Paketlerin üzerinde yer alan bu listede, yem içeriğinde bulunan ve besin maddelerinin yanında göze çarpan iki değer daha verilir; nem ve kül oranları...
    Bu maddeler, yemde kullanılan besin maddeleri arasında dolgu malzemesi görevi görürler. Kül, bildiğimiz anlamda kullanılmamıştır. Aslında, yem yapımında kullanılan ve kemikten elde edilen bir biyo üründür. Bu özelliği yüzünden, etçil balık türleri için hazırlanmış yem çeşitlerinde daha yüksek bir oranda kullanılır. Gerekli bazı minerallerin yanında, akvaryumda kirlilik yaratabilecek ve organik yükü arttırabilecek birçok gereksiz maddeyi de barındırır. Nem oranının fazlalığı ise, yemin raf ve kullanım ömrüyle ters orantılıdır. Bu yüzden, yem seçiminde kül ve nem yüzdelerinin düşük olmasına özellikle dikkat edilmelidir. 
 
    Beta, oldukça obur bir balık türüdür. Fazla yem verilirse, ihtiyacı olandan çok daha fazlasını tüketebilir. Bu özellikleri, doğal içgüdülerinden kaynaklanır. Doğada, bulabildikleri kadar yerler. Örneğin vahşi bir beta, kendi boyutunun neredeyse yarısı kadar olan bir böceği parçalayarak yiyebilir. Doğal ortamda bu gerekli bir özelliktir. Çünkü bir beta için, bir sonraki avın ne zaman olacağı belirsizdir. Ama akvaryumlarda bir sonraki öğünün ne zaman verileceği bellidir. Bu da uygun miktarda yemleme yapmamızı mümkün kılar.
    Gerekenden az yemleme yapmak, kısa vadede tehlike yaratmaz. Çünkü beta, açlığa oldukça dayanıklı bir balıktır. Hiç yem yemeden iki hafta kadar yaşamını sürdürebilir. Uzun vadede ise balığın güçsüz düşmesine ve direncinin azalmasına sebep olur. Ancak betasıyla yeterince ilgilenen bir akvaristin bu durumla karşılaşması küçük bir ihtimaldir.
    Fazla yemleme ise çok daha tehlikelidir. Balığın yağlanmasına ve buna bağlı olarak da üretim veriminin ve hayat süresinin düşmesine sebep olur. Dropsy, kabızlık gibi ölümcül hastalıklara yol açabilir. Ayrıca, dibe çöken yemler ve balığın normalden fazla olan atıkları, su kalitesinin de bozulmasına sebep olur.
    Bu yüzden, uygun miktarda yemleme betanın sağlığı için çok önemlidir. Bu miktarın belirlenmesinde izlenebilecek en kolay yol, betanın ilginç anatomisinde saklıdır. Obur bir tür olarak oluşturduğu genel düşüncenin aksine, betanın midesi oldukça küçüktür. Mide hacmi, yaklaşık olarak göz yuvarlağının büyüklüğüyle aynıdır. Yani, betanın bir öğünde yemesi gereken yem miktarı ancak kendi gözü büyüklüğünde olmalıdır. Gereğinden fazla yemleme durumunda, esnek olan mide genişler ve diğer iç organlara baskı yapmaya başlar. Bu da uzun vadede birçok olumsuzluk doğurabilir. Günlük yemleme, eşit aralıklı 2-3 tekrar şeklinde yapılabilir. Balığa fazla yem verildiyse bu öğünlerden biri atlanarak durum telafi edilebilir. Eğer günde 2-3 kez yemleme imkanı yoksa, verilecek yem miktarı biraz arttırılabilir. Aşırı yemleme durumunda, özellikle de canlı yem kullanılmışsa, balığın ertesi gün aç bırakılması sindirim sisteminin rahatlaması açısından uygun olacaktır.
 

 

 
2-)  SAĞLIK

 

    Daha önceki bölümlerde, sağlıklı bir betaya sahip olmak için gerekli olabilecek hemen hemen tüm bilgiler verilmiştir. Bu yüzden bu bölümde aynı bilgileri tekrarlamak yerine, sözü fazla uzatmadan betalarda sık rastlanan hastalıklardan ve bu hastalıkların tedavisi için gerekli olan ilaç ve malzemelerden bahsetmek yerinde olur. Öncelikle her beta severin sahip olması gereken, hastalıklarla mücadelede faydalı olacak bazı malzeme ve ilaçlardan kısaca bahsetmek yerinde olur.
 
 
 
 
Karantina akvaryumu:
 
Genelde küçük hacimli akvaryumlarda tutulan Betta splendens için ayrıca bir karantina akvaryumu edinmek gereksiz gibi görülebilir. Ama tedavi aşamasında sağladığı avantajlar göz ardı edilemeyecek kadar fazladır.
 
    Hastalıkların tedavisinde kullanılan birçok ilaç, akvaryumdaki biyolojik döngüye zarar verir. Özellikle azot çevriminde görev alan bakteri kolonileri, bazı ilaçlara karşı çok hassastır. Bu bakterilerin ölmesi akvaryumdaki tüm dengeyi, düzelmesi uzun zaman gerektirecek biçimde bozabilir. Ayrıca, -eğer varsa- akvaryumda bulunan bitki ve omurgasızlar, hatta küçük boyutlu bazı balık türleri de ilaçlardan etkilenebilir. İlaçların canlılara verebileceği zararın yanında, dekorasyona da olumsuz etkileri olabilir. Metilen mavisi gibi bazı koyu renkli ilaçların, dekorasyonda kullanılan birçok malzemeyi boyadığı tüm akvaristler tarafından bilinir. Bu yüzden ilaç uygulamalarının ana akvaryumdan farklı bir akvaryumda yapılması daha doğru olur. 
    Kullanılacak karantina akvaryumunun hacmi tam olarak bilinmelidir. Bu sayede ilaçlar kullanım talimatlarına uygun şekilde kullanılabilir. Dekore edilmiş ve içinde çeşitli malzemeler bulunan akvaryumlarda, su hacminin tam olarak belirlenmesi neredeyse imkansızdır. Zaten dar bir hacimde tedaviye uğraştığımızı düşünürsek, dozajlama konusunda yapılacak küçük hesap hatalarının bile başarı şansını etkileyebileceğini görürüz. Su hacmi tam olarak bilinen, malzemesiz, boş bir karantina akvaryumu kullanılması bu noktada da bize avantaj sağlar.
 
    Karantina akvaryumunda bir ısıtıcı bulundurulması gereklidir. Birçok hastalığın tedavisinde ısının yükseltilmesi de büyük rol oynar. Ayrıca, bir hava taşı ve hava motoru bulundurulması da tavsiye edilir. Bunun sebebi, birçok ilacın yüksek oksijen konsantrasyonunda daha etkin olmasıdır. 
 
Ecza dolabı:
 
Tropikal balık türlerinde yaygın olarak görülen birçok hastalığa karşı, ticari firmalar tarafından üretilmiş, kolayca temin edilebilecek ilaç seçenekleri mevcuttur. Hastalıkların belirlenmesi, ilaç seçimi ve bu ilaçların kullanımı, tecrübeli akvaristler için zor değildir. Ancak yeterli deneyime sahip olmayan akvaristlerin dışarıdan yardım almaları çok daha emin bir yoldur. Yanlış ilaç kullanımı hastalıklara karşı bir fayda sağlamayacağı gibi, balık sağlığını çok daha olumsuz biçimde etkileyebilir. Bu konuda, ulaşılabilecek deneyimli hobicilerden, akvaryumculardan veya internet sitelerinden bilgi alınması izlenebilecek en uygun yoldur. Farazi biçimde kesin tanımlamalar yapmak ve marka tavsiyelerinde bulunmak yanlış olacaktır. Bu yüzden yazının bu bölümünde marka ve ilaç isimlerinden çok, hastalıkların önlenmesi için yapılabileceklerden, etkin maddelerden veya ilaçsız tedavi yöntemlerinden bahsedilecektir. Temel olarak bir akvaristin ecza dolabında bulunması gereken ilaç türleri şunlardır.
 
    -Gram pozitif bakterilere karşı etkin ilaçlar
    -Gram negatif bakterilere karşı etkin ilaçlar
    -Geniş spektrumlu antibiyotikler
    -Parazitlere karşı etkin ilaçlar
    -Mantar ve benzeri hastalıklara karşı etkin ilaçlar
    -Dezenfektanlar
    -Vitaminler
 
    Bu ilaç ve katkıların belirlenmesi ilk bakışta zor gürünebilir. Tıp veya farmakoloji konularında bilgi sahibi olmak gerektiği düşünülebilir. Ancak aslında durum bu kadar karmaşık değildir. Çünkü yukarıdaki listede yer alan hemen hemen tüm ilaçlar, akvaryum endüstrisinde isim yapmış markalar tarafından hobicilerin hizmetine sunulmuştur. Direk olarak hastalık nedenlerine yönelik, etkin formüllerle oluşturulmuş bu ilaçlar, her hobicinin kullanımına uygun şekilde tanıtılmış ve yaygınlaştırılmıştır. Bu yüzden, karşılaşılan hastalığın net biçimde tanımlanması, meydana gelme sebeplerinin belirlenmesi, bu hastalığı tetikleyen olumsuz şartların ortadan kaldırılması; tedaviden çok daha önemli koşullardır. Bu koşullar sağlandığı takdirde, hastalık etkenleriyle mücadele etmek çok daha kolay olacaktır.
 
    İlaç tedavisinde dikkate alınması gereken en önemli nokta, kullanım talimatlarına ve dozajlamaya kesin olarak uyulmasıdır. Kullanım talimatlarının dikkate alınmadığı durumlarda, hastalık iyileşmiş gibi görünse bile kısa sürede kendini tekrar etmesi, hatta çok daha güçlü biçimde balığı etkilemesi sık rastlanan bir durumdur. Ayrıca, hastalık atladıldıktan sonra, zayıf düşmüş balığın eski gücünü kazanabilmesi için faydalı olacak yöntemler de bilinmeli ve uygulanmalıdır. Bu aşama, özenli bir bakım, dikkatli gözlem ve sıkı bir diyet gerektirir. 
 
 
 
 NOT (Pratik dozajlama yöntemi):
 
Balık hastalıklarına karşı kullanılan veya kullanılabilecek olan birçok ilaç çeşidi tablet veya kapsül formundadır. Bu tür ilaçlar genelde yüksek su hacminde kullanılmak üzere üretilmiştir (Flagyl adlı ilacın 50 litreye 1 tablet olarak uygulanması gibi...). Bu yüzden, küçük hacimli beta veya karantina akvaryumlarında kullanılmaları zor olabilir. Bazı kaynaklarda tabletlerin kırılması, bölünmesi; kapsül içinde bulunan ilacın yaklaşık ölçülerde ayrılması vb. tavsiyeler verilir. Ancak hassas ölçümler yapılmadan, göz kararı ile doğru dozajlamanın yapılması neredeyse imkansızdır. Hatalı dozajlama olumsuz sonuçlar doğurabilir. Gerekenden fazla miktarda ilaç kullanımı, balık sağlığını olumsuz etkileyebilir. Düşük dozajda kullanım ise ilacın hastalığa karşı yeterince etkin olmamasına yol açabilir. Bu yüzden pratik bir dozajlama tekniğinden bahsetmek istedim...
    Bu yöntemde ölçek olarak kullanabileceğimiz küçük bir kap, ve birkaç ölçek su alabilecek daha büyükçe bir kap kullanılır. Seçilen ilacın kullanım dozu ve ilacın uygulanacağı akvaryumun hacmi tam olarak bilinmelidir. Örnek olarak 50 litreye bir tablet olarak kullanılacak bir ilaç ve 20 litrelik bir karantina akvaryumu olduğunu farzedelim. Önce büyük kaba tam 5 ölçek su doldurulur. Bir tablet ilaç bu kaptaki suda iyice eritilir ve karıştırılarak homojen bir dağılım sağlanır. Son olarak, hazırlanan bu ilaç çözeltisinden tam 2 ölçek alınarak akvaryuma eklenir. Kullanılan kapların büyüklüğü akvaryum hacmini etkileyebilecek kadar fazlaysa, akvaryuma ilaç çözeltisi eklendikten sonra tam 20 litre su olması gerektiği unutulmamalıdır.
    Bu yöntem özellikle acil durumlarda fayda sağlar. Tek dezavantajı, birçok ilacın suda eritildikten sonra, zamanla etkinliğinin azalmasıdır. Böyle durumlarda dozajın tekrarı için elimizdeki çözeltiyi değil, yeni bir tablet ya da kapsül kullanmamız gerekir. Yani, örneğimizde verilen ilacın beşte üçü boşa gitmiş olur...
 
 
    Betalarda yaygın olarak rastlanan bazı hastalıkları; belirtileri, tedavi yöntemleri, oluşumlarını önleyebilme koşulları ve fotoğraflarını içeren detaylı bir liste halinde inceleyelim...
 
 
DROPSY:
 
Dropsy, betalarda sık rastlanan, ciddi ve genelde ölümcül bir hastalıktır. Yeme ilgisizlik, düzensiz yüzüş, ani, sıçramaya benzer hareketler, hızlı nefes alma gibi belirtileri vardır. İlerleyen safhalarda böbrekler iflas eder ve vücuttan yeterli su atılamaz. Fazla su, pul keselerine, gövde boşluklarına ve gözlerin arkasındaki boşluklara dolar. Vücutta şişme, pullarda kabarma ve gözlerde dışarı doğru fırlama görülür.
 
    Oluşum sebebi kesin olarak tespit edilememiştir. Bir teoriye göre, böbreklere yerleşen bir bakterinin bu organı tahrip etmesi sonucu, süzülemeyen sıvılar vücutta birikerek yayılır ve diğer iç organları da iş göremez hale getirirler. Bir diğer teori ise, su şartlarında oluşan ani değişiklikler, nitrat ve amonyak seviyesinin yüksek olması, aşırı yemleme, aşırı stres gibi olumsuzluklar yüzünden oluştuğudur. Balık bu olumsuzluklar yüzünden zayıf düşer ve bakteriyel hastalıklarla karşı karşıya kalır. Oluşan enfeksiyonlar vücutta sıvı birikmesine ve bu sıvıların iç organları tahrip etmesine neden olur. Aşağıdaki fotoğraflarda, dropsy'nin en belirgin semptomlarından olan şişmiş karın ve kabarmış pullar net biçimde görülebilir.
 

 


 


dropsypic2photocontribuew2.jpg

   Dropsy tedavi edilmesi oldukça zor olan bir hastalıktır. Hastalığın görülebilir belirtileri farkedildiğinde, iç organların geri dönülmez biçimde etkilenmiş olması yüksek bir ihtimaldir. Bu yüzden hasta balığın kurtulabilme şansı çok düşüktür. Erken teşhis ve tedavi imkanı varsa, Flagyl 500 mg gibi "Metronidazol" içeren ilaçlarla uygulanacak tedavi işe yarayabilir. Bu tedavide, 50 litre su için bir tablet Flagyl eritilerek suya eklenir. 24 saat sonra, % 50 oranında su değişimi yapılarak aynı doz tekrarlanır. Üç günlük tedaviden sonra balıkta iyileşme gözlenmiyorsa, balık ilaçsız suya alınarak tedavi en başından bir kez daha tekrarlanır. Bazı kaynaklarda, Tetracycline, Kanamycin sülfat veya geniş spektrumlu antibiyotik tedavileriyle olumlu sonuçlar alındığı belirtilmiş. Büyük boyutlu balıklarda, bazı serum ve ilaç karışımlarının balığa sırttan enjekte edilmesi ve biriken sıvıların drenaj yöntemiyle vücuttan alınması da, alternatif bir tedavi metodu olarak önerilmiş. Ayrıca, Epsom tuzu (sulandırılmış magnezyum sülfat, MgSO4.7H2O) kullanımının, balıkta meydana gelen şişkinliği giderdiği, ancak hastalığı iyileştirmediği belirtilmiş. (Epsom tuzunun, sülfat içermeyen ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir.) Hasta balığa verilecek yemlerin önceden ıslatılarak yumuşatılması da, sindirim sisteminin daha rahat çalışabilmesi amacıyla tavsiye edilebilir.

 
    Dropsy, genel olarak fırsatçı bir hastalık görünümündedir. Zayıf düşmüş, yaralanmış veya kötü şartlarda yaşayan balıklarda daha sık görülür. Ayrıca, genelde diğer bakteriyel hastalıklarla aynı anda veya bunların ardından, güçsüz düşmüş balıklarda ortaya çıkar. Bu yüzden oluşmasını engellemenin en iyi yolu, akvaryum şartlarını olabildiğince iyi durumda tutmak ve ani değişiklikleri önlemektir. Düzenli ve çeşitli yemleme, uygun sıcaklık, temiz su gibi faktörler, betanızın bu hastalıktan korunmasında önem kazanır. Eğer betanızda dropsy belirtileri görülüyorsa, düşük de olsa tek şansınız, erken ve agresif bir tedavi uygulamanızdır.

 

 
 

KABIZLIK:

Betalarda sıkça görülen bir rahatsızlıktır. Devamlı tek yönlü beslenme ve lifli besin eksikliği yüzünden oluşur. Ayrıca yaşı ilerlemiş betalarda normal bir durum olarak karşımıza çıkabilir.

    Farkedilmesi kolaydır. Düzensiz dışkılama; anüsde asılı kalan, normalden daha kalın dışkı, yeme ilgisizlik, balığın hiç dışkı çıkarmaması ve yem yememesi, karın bölgesinde belirgin bir şişliğin oluşması; ilerlemiş durumlarda renk solması en belirgin semptomlardır. Uzun süreli kabızlık yüzme kesesi düzensizliklerine de sebep olabilir. Bu yüzden bu rahatsızlığın belirtileri ile karşılaşıldığında ilk yapılması gereken, balığın kabız olup olmadığının belirlenmesidir. farkedilmesi ve tedavisi kolay bir hastalık olmasına karşın, eğer zamanında müdahale edilmezse balığın ölümüne sebep olabilir.

 


kabizlikxy7.jpg

   

 

 Tedaviye başlamadan önce, balığın bir karantina akvaryumuna alınması gerekir. Kabızlık bulaşıcı değildir, fakat tedavisi esnasında yem alma ve dışkılamanın gözlenebilmesi önem kazanır. Bu yüzden zemini çıplak bir karantina akvaryumu gereklidir. 
    Balık karantina tankına alındıktan sonra iyi gözlenmeli ve rahatsızlığın kabızlık mı, dropsy veya SBD mi olduğu belirlenmelidir. Eğer SBD (yüzme kesesi düzensizliği) ise su derinliği 10-12 cm.ye kadar düşürülür. Bu sayede hayvanın hava alabilmesi ve yeme ulaşması kolaylaşır. 
 
    Birçok balık türünde kabızlık tedavisi oldukça kolaydır. Balığın, haşlanmış ıspanak / bezelye veya lifli pul yemlerle beslenmesi çoğu zaman yeterli olacaktır. Ancak betalarda kabızlık tedavisi biraz daha zordur. Çünkü betanın bitkisel besinlere veya pul yemlere ilgi göstermesi çok küçük bir ihtimaldir. Hastalık erken teşhis edilirse, öğün sayısının ve yem miktarının azaltılması; eğer devamlı aynı tür yemler kullanılıyorsa, farklı özellikte yemlere geçilmesi fayda sağlayabilir. İyileşme görülünceye kadar, az ve çeşitli yemlemeye devam edilir. Ancak, eğer hastalık ilerlemişse biraz daha kapsamlı bir tedavi süreci gereklidir. Bu aşamada parafin veya badem yağına batırılmış granül yemler kullanılabilir. Başlangıçta bu yemler çok az miktarda verilir ve balığın yemi alıp almadığı gözlenir. Yenilmeyen parçalar akvaryumdan uzaklaştırılır. Birkaç gün bu şekilde devam edilir ve balığın dışkılaması gözlenir. Balık tamamen normale döndüğünde normal yemlemeye geçilebilir.  
    Bir diğer yöntem ise balığı bitkisel yemler almaya zorlamak olabilir. İlk adımda yemleme tamamen kesilir. Balığın aç bırakılması tehlikeli gibi görünebilir. Fakat, betaların uzunca bir süre yem almadan yaşayabilecekleri ve kabızlığın balık beslendiği sürece daha tehlikeli bir hal alacağı unutulmamalıdır. Birkaç günün ardından balığa, uygun büyüklükte kesilmiş parçalar halinde bezelye veya ıspanak verilir. Bu aşamada, yemlerin ilgi çekici görünmesini sağlamak için biraz uğraşmak gerekebilir. Örneğin hafif ince uzun kesilen parçaların, canlı yemlermiş gibi yüzeyde dolaştırılması veya bir pens yardımıyla suda hafifçe sallanması yarar sağlayabilir. Eğer balık bu yemleri almaya başlarsa, geriye sadece gözlemek ve normal dışkılamaya başlamasını beklemek kalacaktır.
    Yemleme metodlarıyla tedavi başarılamazsa uygulanabilecek bir yöntem de Epsom tuzu banyosudur. Bu yöntemde, farklı bir kaba litreye yaklaşık bir çay kaşığı kadar Epsom tuzu eklenir. Balık bu suda 15-20 dakika süreyle bırakılır. Kaya tuzu veya mineral tuz yerine Epsom tuzu kullanılmasının sebebi, zaten şişkin durumda olan balığın daha fazla su absorbe etmesinin önlenmesidir. Banyo esnasında, balığın normalde durduğu tankta uygun şartlardaki temiz suyla değişim yapılması yararlı olur. Tuz banyosu, balıkta meydana gelen şişkinliği giderecektir. Eğer sonuç alınamazsa banyo iki günde bir tekrarlanabilir.
 
    Kabızlığın önlenebilmesi için, iyi dengelenmiş, zengin bir menü gereklidir. Balığın yüksek proteinli ve yağlı yemlerle olduğu kadar, lifli temel yemlerle de beslenmesi faydalı olur. Sürekli olarak canlı veya dondurulmuş yemlerle beslenen balıkların haftada bir gün aç bırakılması da yararlı bir yöntemdir. Bu sayede balığın sindirim ve boşaltım sistemleri düzene girer ve daha rahat çalışabilecek duruma gelir.
 
YÜZME KESESİ DÜZENSİZLİĞİ:
 
Yüzme kesesi hakkında, yazının "Anatomi" bölümünde de bilgi verilmiştir. Bu organ gaz dolu bir kesedir ve vücudun arka kısmında bulunur. Çalışma prensibi, SCUBA dalgıçlarının kullandığı BCD (buoyancy control device = batmazlık / yüzerlik kontrol ünitesi) ile benzer niteliktedir. Eğer bir dalgıç daha fazla batmadan, bulunduğu seviyeyi korumak isterse, bu üniteyi hava ile doldurur. Eğer alçalmak, daha derin seviyeye inmek isterse biraz hava tahliye eder. Yüzme kesesinin çalışma sistemini kafamızda canlandırabilmek için, bu ünite ideal bir örnektir. Ama balıklarda biraz daha karmaşıktır.
 
    Eğer balık gitmek istediği yöne dönmek için normalden daha fazla çaba harcıyorsa, dibe batmakta veya yüzeye çıkmakta zorluk çekiyorsa; bu yüzme kesesi düzensizliği veya yüzme kesesi hastalığının belirtisi olabilir. Bu hastalık, canlı doğuran ve japon balığı türlerinde daha yaygındır, ama betalarda da arada sırada görülür.

 

 

 



sbdes7.jpg

    Betalarda, genelde fazla yemleme yüzünden ortaya çıkar. Çok fazla miktarda yemleme yapmak ya da sürekli olarak düşük nem oranına sahip yemlerle beslemek, karın kısmında normalin üstünde basınca sebep olur. Çünkü kuru yemler balığın sindirim sistemine alındıktan sonra su alarak şişer. Bu da, betanın yüzme kesesindeki gaz miktarını ayarlayabilme yeteneğini olumsuz etkiler. Balık normal biçimde yüzemez hale gelir. Karın kısmındaki şişkinlik de zaten fazla yemlemeyi belli eder. Bu durumu düzeltebilmenin en kolay yolu, balığın birkaç gün aç bırakılmasıdır. Bu sayede karındaki fazla yem atılır ve balık yüzme kesesini normal biçimde kullanmaya başlar. Balık normale döndükten sonra, verilen yem miktarı ve yemleme sıklığının yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Ayrıca, eğer sürekli kuru yemlerle besleniyorsa, yemlerin balığa verilmeden birkaç dakika önce ıslatılması ve şişerek azami boyutlarına gelmesi faydalı olur. Bu sayede balığın sindirim sisteminin zorlanması da engellenebilir.

    Betalar, şişkinliğe ve kabızlığa eğilimlidir. Bu yüzden, diyetlerinde canlı veya dondurulmuş yemlerin kullanılması, beslenme yüzünden meydana gelebilecek rahatsızlıkların engellenmesine yardımcı olur.
 
    Aynı hastalık belirtilerine, yüzme kesesinde meydana gelen bakteriyel enfeksiyonlar da sebep olabilir. Eğer balığı aç bıraktığımız iki ya da üç günün ardından normale dönmemişse, ilaç tedavisine başlanmalıdır. Tedavide, dahili bakteriyel enfeksiyonlara karşı etkili, geniş spektrumlu antibiyotikler kullanılabilir. Ancak, antibiyotik kullanımının betanın strese girmesine sebep olabilecek bir uygulama olduğu unutulmamalıdır. Rahatsızlığa bakteriyel enfeksiyonun sebep olduğu kesin olarak belirlenmedikçe bu tür ilaçların kullanılması tavsiye edilmez. Bu noktada, enfeksiyonun sebep olacağı diğer etkiler de gözlenmelidir. Bunlar halsizlik, renk kaybı, yeme ilgisizlik, deride meydana gelen kızarıklıklar olabilir.
 
    Yüzme kesesi düzensizliği ölümcül bir hastalık değildir. Bazı vakalarda, balık hiçbir zaman tam olarak iyileşemez ve yüzme güçlüğü kalıcı bir hal alır. Yüzeyden hava almayı ve beslenmeyi becerebildiği sürece balık hayatına devam edebilir. Böyle durumlarda, ayrı bir akvaryumda, tek başına bakılması daha uygun olacaktır. Bu sayede diğer balıkların tacizlerinden korunur ve yem almakta güçlük çekmez. Bulnduğu akvaryuma bir miktar su üstü bitkisi eklemek, su yüzeyinde dinlenebileceği alanlar sağlayarak strese girmesini de engeller.
 
 
 
 
KUYRUK VE YÜZGEÇ ÇÜRÜMESİ:
 
Kuyruk ve yüzgeç çürümesi, çeşitli etkenlerle oluşabilse de genelde gram-negatif bir bakterinin sebep olduğu enfeksiyonlardan kaynaklanır. Betalarda en sık rastlanan rahatsızlıklardan biridir. Su şartlarının bozulması başlıca sebebidir. Özellikle azot döngüsü oturmamış akvaryumlarda amonyum ve nitritin açığa çıkmasıyla ortaya çıkar. Ayrıca, nitrat oranının yükselmesi, pH ve sıcaklık dalgalanmaları da bu rahatsızlığı tetikler. Bu etkiler balığı strese sokarak bağışıklık sistemini zayıflatır ve bakterilerin sebep olduğu hastalıklara karşı savunmasız kalmasına yol açar.
 
    En yaygın belirtileri, yüzgeç dokusunun hızlı biçimde bozulması ve kaybı, yüzgeç uçlarında kanlanma ve yüzgeç kenarlarında siyahlaşmadır. Ayrıca, genç bireylerde yüzgeçlerin şeffaf ve dayanıksız biçimde uzaması, yüzgeçlerde meydana gelen küçük delikler ve  uçlarda oluşan yırtılmalar da bu hastalığın belirtisi olabilir. Koyu renkli betalarda bu belirtiler daha zor farkedilir. Bu belirtilerle karşılaşıldığında, su parametreleri kontrol edilmeli ve hastalığın kaynağı bulunmalıdır. Başarılı bir tedavi için hastalığa neyin sebep olduğunu belirlemek çok önemlidir. Amonyak, nitrit, nitrat, pH ve sıcaklık kontrol edilmeli, olumsuz koşullar iyileşitirilmelidir. pH değerinin nötr seviyelerin üzerinde olduğu alkali su değerlerine sahip akvaryumlarda, amonyak ve nitrit gibi zehirli maddelerin kontrolü daha fazla önem kazanır. Çünkü bu şartlarda beta için daha tehlikeli olurlar. Eğer beta kuyruk ve yüzgeç çürümesi belirtileri gösteriyorsa, su değişimleri sıklaştırılmalı ve gerekli görülürse amonyak ve nitrit bağlayıcı maddeler kullanılmalıdır.
 
 
 
72c50a7035e949a990b6b63vs2.jpg

 

 
 
 

 

    Eğer rahatsızlık başlangıç aşamasında farkedilirse, yani yüzgeçteki etkilenme düşük oranlardaysa, temiz su ve dikkatli gözlem yeterli tedaviyi sağlar. Su şartlarında hastalığı tetikleyecek unsurların ortadan kaldırılması gerekir.
 
    Eğer hastalık erken teşhis edilemezse veya ilk aşamalarda durdurulamazsa, ilaç tedavisi yoluna gidilmesi gerekir. Gram-negatrif bakterilere karşı etkili bir antibiyotik kullanımı, genelde sonuç verir. Minocycline, tetracycline, kanamycin veya benzer bir geniş etkili antibiyotik kullanılabilir. Ancak, hastalığın asıl sebebi belirlenmediği ve bu sebep ortadan kaldırılmadığı sürece, hiçbir tedavi yeterince etkili olmayacaktır. Çünkü kuyruk çürümesi kolayca tekrarlayabilen bir hastalıktır.
 
    Tedavide başarı sağlandığı takdirde, kuyruk veya yüzgeç rejenerasyonu aşamasında balığa biraz destek sağlamak faydalı olacaktır. Bu aşamada temiz su, dikkatli gözlem ve vitamin takviyeli düzenli bir diyet büyük fayda sağlar.
   Yeni yüzgeç oluşumu oldukça hassas bir süreçtir ve bu aşamada yüzgeç çürümesi tekrar edebilir. Ayrıca, bazı durumlarda yüzgeçler eski biçimini koruyamaz ve yer yer kıvrılmalar görülür. Bu durumun balığa herhangi bir zararı yoktur, yüzmesini veya diğer davranışlarını etkilemez. Tek olumsuz sonuç, betanın eskisi kadar güzel bir biçime sahip olmaması olacaktır. 
 
 
 
GÖZ FIRLAMASI:
 
Göz fırlaması bakteriyel bir hastalıktır. Genel olarak kalitesiz, uygun olmayan su şartları sebebiyle oluşur. Ayrıca, göz ve çevresinde meydana gelen, mantar benzeri rahatsızlıklar veya yaralanmalar sonucu bölgede oluşan enfeksiyonlar sebebiyle de ortaya çıkabilir. Bu yüzden, benzer rahatsızlıklardan sonra, balık tedavi edilmiş görülse bile gözlenmesi ve gerekirse ilaç tedavisine devam edilmesi faydalıdır. Temel belirtisi, gözün yuvasından dışarı çıkmaya başlamasıdır. Eğer zamanında müdahale edilmezse, göz tamamen yerinden çıkabilir ve hatta düşebilir. Göz fırlaması ölümcül bir rahatsızlık değildir. Göz düşse bile balık yaşamına devam edebilir. Ancak, göz çevresinde oluşan enfeksiyonun yayılma ve diğer organları da tehdit etme riski vardır.

 

 

popeye7tn9.jpg

 

 

 

 

    Uygun şartlar oluşturulduğunda ve tedavi yapıldığında, göz normale dönecektir. Tedavisi için, öncelikle balık karantinaya alınmalıdır. Göz fırlaması bulaşıcı bir hastalık olmasa da, tedavi sürecinde hem balığın daha güvenli bir ortamda olmasına hem de tedavi sürecinde ilaç kullanımı ve su şartlarının belirlenmesine yardımcı olur. Eğer balık zaten izole bir akvaryumdaysa ve tedavi bu akvaryumda uygulanacaksa, ilk etapta büyük çaplı bir su değişimi yapılması ve suyun uygun koşullara getirilmesi yararlı olur. 
    Göz fırlaması bakteriyel bir rahatsızlık olduğundan, antibiyotik kullanımı yeterli olur. Tedavi sürecinde ve sonrasında suyun temiz tutulması önemlidir.. Oluşumunun engellenmesi çok kolaydır; suyun uygun şartlarda ve temiz tutulması yeterlidir. Akvaryum suyuna düşük miktarda tuz eklenmesi de oluşumunu engelleyebilir. Ancak, temiz su kesinlikle önemlidir. Yüzgeç çürümesi ve göz fırlaması, betanızın bulunduğu akvaryumun gerektiği kadar temiz olmadığının en belirgin işaretleridir. 
 
 
 
BEYAZ BENEK:
 
Bu hastalığın sebebi, birçok yabancı kaynakta kısaca 'ich' veya 'ick' olarak tanımlanan,  tam ismi Ichthyophthirius multifiliis olan tek hücreli bir parazittir. Çıplak gözle rahatça görülebilen, yaklaşık 0,5-1 mm boyutlu beyaz noktacıklarla kendini belli eder. Su şartlarında, özellikle de sıcaklıkta meydana gelen ani değişiklikler, karantinada tutulmadan akvaryuma eklenen canlılar, beslenen türlerin tolere edebileceğinden daha düşük su sıcaklığı vb. etkiler yüzünden ortaya çıkar. Kesin olmamakla birlikte yaygın biçimde kabul görmüş olan bir teoriye göre, beyaz beneğe sebep olan bakteri, tüm akvaryumlarda mevcuttur. Ancak olumsuz şartlar oluşmadığı sürece balıkları etkilemesi söz konusu değildir. Son derece bulaşıcı bir hastalıktır. Önlem alınmadığı takdirde akvaryumdaki tüm balıklara bulaşır ve ölümlere sebep olabilir.
 

 

bettaichkv5.jpg

 

 

 

 

 Tedavisi basittir. Piyasada bu hastalığa karşı üretilmiş olan hemen hemen tüm ilaçlar kullanılabilir. Ancak kullanım talimatlarına, özellikle de dozajlamaya dikkat edilmelidir. Genelde bu ilaçların içeriğinde metilen mavisi, malachit yeşili veya bakır bazlı kimyasallar kullanılır. Bu maddeler doz aşımı gibi durumlarda balıklar için zehirli olabilir. Ayrıca, bitkilere ve omurgasızlara da zarar verebilecek maddelerdir. Bu yüzden, tedavinin karantina tankında yapılması veya etkilenebilecek canlıların tedavi sürecinde ayrı bir akvaryumda tutulması uygun olur.

   Tavsiye edilmemekle birlikte, zorunlu kalınan durumlarda ilaç kullanmadan da tedavi sağlanabilir. Bunun için önce su sıcaklığı betanın tolere edebileceği düzeyde yükseltilir (tercihen 30-32ºC). Bunu yaparken, ani değişimlerin balığa zarar verebileceği; kademeli biçimde, günlük en fazla 2ºC'lik artışlarla uygun seviyenin sağlanması gerektiği unutulmamalıdır. Sıcaklığın yükseltilmesi, parazitin yaşamsal faaliyetlerini hızlandırır ve daha çabuk olgunlaşarak balıktan ayrılmasını sağlar. Yetişkin parazit, bölünerek çoğalmak üzere bir kist oluşturur ve bu kist akvaryum zeminine çöker. Tam olarak bu aşamada dikkatli biçimde yapılan dip çekimi ve yüksek oranlı su değişimi ile parazitlerin büyük kısmı akvaryumdan uzaklaştırılır. Akvaryum içinde bir miktar parazit kalsa da, yüksek sıcaklıkta fazla etkili olmazlar ve zayıf düşmemiş, sağlıklı balıklar için bir tehlike oluşturmazlar. Su değişimini izleyen birkaç gün, sıcaklık sabit tutulur ve akvaryum dikkatle gözlenir. Hastalık belirtileri görülmüyorsa, sıcaklık yine kademeli düşüşlerle normal seviyesine indirilir.
 
    Beyaz benek hastalığının önlenmesi için, su şartlarında meydana gelebilecek ani değişimlerden kaçınılması gerekir. Özellikle sıcaklıkta meydana gelen ani düşüşler bu hastalığı tetikler. Ayrıca, akvaryuma sonradan eklenecek tüm balık ve diğer canlıların, bir süreliğine karantina altında tutulması hastalığın dışarıdan akvaryuma geçişini engeller.
 
 
 
KADİFE (OODİNİUM):
 
Kadife veya Piscinoödinium veya Oödinium pilularis, hem tatlısu hem de tuzlusu akvaryumlarında sıkça görülen, tehlikeli bir hastalıktır. Bu parazit oldukça fırsatçıdır. Sıcaklık dalgalanmaları, düşük su kalitesi veya strese sebep olabilecek diğer faktörler yüzünden hassaslaşmış ve parazitlere karşı savunmasız kalmış balıklara saldırır..
    Kadife paraziti, tıpkı beyaz benek paraziti gibi tek hücreli bir canlıdır. Ancak aynı zamanda yapısında klorofil içerir ve fotosentetiktir. Yani bir alg tipi olarak da düşünülebilir. Stres yüzünden zayıf düşmüş balıklara saldırır. Genelde solungaç kısmına veya kuyruk ve yüzgeçlere tutunur. Tutunduğu noktada beslenmeye ve balık hücrelerini öldürmeye başlar. Tedavi edilmediğinde sonuç büyük olasılıkla ölümdür. Fiziksel olarak, altın veya pas rengi ya da sarı noktacıklar halinde görünür. Beyaz beneğe oranla çok daha küçüktür, bu yüzden farkedilmesi de zor olur. Hastalık ilerledikçe, balık una bulanmış gibi görünüm alır. Yer yer ölü deri hücreleri dökülmeye ve bölgesel açıklıklar belirmeye başlar.
    Çok dikkatli incelenmediği takdirde, erken safhalarında görülmesi çok zor olan bir hastalıktır. Bu yüzden diğer bulgulardan yararlanılarak teşhis edilmesi daha kolaydır. Balık sürekli olarak kuma veya dekor malzemelerine sürtünmeye başlar. Aslında bu belirti birçok dış parazitte görülür. Balık, vücuduna yerleşen parazitlerden kurtulabilmek için bu yolu dener. Kadife hastalığında, sürtünmenin yanısıra; uyuşukluk, iştahsızlık, nefes almakta zorlanma ve kısık yüzgeçler gibi belirtiler görülür.
 

 


velvetlh3.jpg

 

    Balık üzerinde geçen kısa bir sürenin ardından, olgunlaşan parazitler balıktan ayrılır ve serbest yüzme evresine geçerler. Bu aynı zamanda birçok kez bölünerek çoğaldıkları evredir. Balık bir süre için iyileşmiş gibi görünür ama gerçekte, çok daha fazla sayıda parazit oluşmakta ve balığa saldırmaya hazırlanmaktadır. 
    Parazitin bir konakçı olmaksızın geçirdiği bu dönem, tedavi için kullanılacak ilaçlara karşı en hassas olduğu dönemdir. 
 
    Erken teşhis edilebilirse tedavisi zor değildir. İlk olarak, eğer karma bir tankta tutuluyorsa hasta balığın bir karantina tankına ayrılması gerekir. Kadife, çok bulaşıcı bir hastalıktır ve hasta balığı karma akvaryumda bırakmak diğer balıkları da riske atar. Önemli bir nokta da, oodinium tedavisinde kullanılan ilaçların, bazı balık türleri, omurgasızlar ve bitkiler için zehirli olabileceğidir. Ayrıca, ilaç tedavisine başlamadan önce filtre malzemelerinin çıkarılması ve filtrenin boş olarak çalışmaya başlaması sağlanır. Bu sayede kullanılan ilaçların sudan hızla uzaklaştırılması engellenir. Sonraki adım yavaşça sıcaklığı arttırmaktır. Hasta balığın strese girmesini engellemek için, sıcaklık değişimlerini günde en fazla 2°C düzeyinde yapmak gerekir. Bu şekilde, sıcaklık 28-30°C'ye kadar yükseltilir. Daha yüksek düzeyde sıcaklık dalgalanmaları hassas balığa daha fazla zarar verebilir. 
    Daha sonra ilaç tedavisine başlanabilir. Kullanılan ilaçlar genelde bakır sülfat içerir. Bu madde oodinium parazitine karşı çok etkilidir. Terdavi süresince akvaryumda ışıkların kapalı tutulması da iyileşme sürecini hızlandıracaktır. Bu yolla kadife parazitinin fotosentez yapması engellenir ve güçsüz düşmesi sağlanır.
 
    Piscinoödinium parazitlerinin akvaryumunuzu istila etmesini engellemek için alabileceğiniz basit tedbirler vardır. Öncelikle, yeni aldığımız balıkların mümkün olduğu kadar uzun bir süre karantinada tutulduktan sonra karma tanka eklenmesi gerekir. Sürekli olarak suyu temiz ve su şartlarını yakın düzeyde tutabilmek de önemlidir. Ani sıcaklık ve pH dalgalanmaları, özellikle kaçınmamız gereken durumlardır. Gerekenden fazla miktarda su değişimi ve değişim için farklı nitelikte sular kullanmak balıkları riske atar. Betamız için çeşitli yemlerden oluşan bir menü ve dengeli bir beslenme diyeti oluşturabilmek, balığın hastalıklara karşı daha dirençli olmasını sağlar.
 
 
COLUMNARİS:
 
Flexibacter columnaris (Flavobacterium columnare olarak anılmaya başlamıştır...) adlı bir bakterinin sebep olduğu bir hastalıktır. Beta gibi labirentli türlerde sıkça görülür. Pamuksu oluşumu sebebiyle genelde mantar türleriyle karıştırılır. Çünkü görünüm olarak fungal hastalıklara çok benzer. Flavobacterium columnare, “fleksi”, “ağız mantarı” ve “pamukçuk hastalığı" gibi farklı isimlerle de tanınır.
    Yüzgeçler, ağız ve göz çevresi veya vücut üzerinde ortaya çıkar. Beyaz, gri veya şeffaf; pamuksu oluşumlar görülür. Balık hareketsizleşir, yeme ilgisi azalır. Bakteri, kolonileştiği noktalarda vücuda saldırır ve beslenmeye başlar. Zamanla pamuksu görünümlü alanlar genişler. İlerleyen aşamalarda, pullarda erime, deri üzerinde yer yer kızarma veya kahverengileşme görülür. Hatta enfeksiyonlu, açık yaralar bile oluşabilir.

 


flex2zu9.jpg

 

 

    Columnaris, oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Balıklar arası temasla hızla yayılabilir. Bu yüzden herhangi bir belirti görüldüğü anda hasta balık ayrılmalı ve bir karantina tankında tedaviye başlanmalıdır. Ayrıca bu süreçte ana tankın da dikkatlice gözlenmesi ve hastalanan başka balık olmadığından emin olunması gereklidir.
    Zor tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu yüzden karantina tankında mümkün olduğunca hızlı biçimde ilaç tedavisine başlanmalıdır. Sıcaklığın yükseltilmesi, bakterilerin yayılmasını yavaşlatır. Bu yüzden sıcaklığın kademeli olarak 28-30ºC'ye yükseltilmesi gerekir. 
    Flexibacter türü bakteriler, çubuk şekilli, gram-negatif bakterilerdir. Bu yüzden tedavide gram negatif bakterilere karşı etkili olan veya geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanılması faydalıdır. Kanamycin sülfat, Tetracycline, Nitrofurazone tedavide kullanılabilecek etkin maddelerdir. Ayrıca, Oxytetracycline emdirilmiş yemlerle beslenen balıklarda da iyileşme gözlenmiştir. Ancak, yeme ilgi göstermeyen veya hastalığın ağız kısmında görüldüğü balıklarda bu tedavi zor bir seçenek olacaktır. 
 
    Columnaris, genelde suda amonyak veya nitrit bulunması gibi kalitesiz su koşulları sebebiyle ortaya çıkar. Yetersiz su değişimleri, çürüme veya kapasitenin üzerinde nüfusa sahip tank yüzünden sürekli yükselme eğiliminde olan nitrat düzeyi de bu hastalığın ortaya çıkmasında etkili olur. Bu maddelerin sudaki varlığı kolay anlaşılmaz, çünkü renksiz ve kokusuz maddelerdir. Tek yol suyu test etmektir. Ani pH ve sıcaklık dalgalanmaları, diğer balıkların tacizleri gibi strese sebep olan faktörler de, betanın bağışıklık sistemini güçsüzleştirerek bu hastalığa sebep olabilir. Ayrıca, düşük oksijen seviyeleri de columnaris bakterilerinin gelişmesini tetikler. Bu yüzden, özellikle kalabalık akvaryumlarda havataşı kullanımı bu riski azaltır. 
    Tüm bu özelliklerden yola çıkarak, columnarisi engelleyebilmek için alabileceğimiz bazı tedbirler vardır. Öncelikle ani değişikliklerden ve yüksek oranlı su değişimlerinden kaçınmamız gerekir. Tank kapasitesinin iyi belirlenmesi ve buna uygun sayıda balık seçilmesi; yemleme miktarına ve aşırı yemleme yapılmamasına dikkat edilmesi columnaris riskini azaltacaktır. Yeni alınan balıklar için bir karantina akvaryumu kullanılması da birçok hastalığın akvaryuma girişini engeller.
 
 
 
ÖNEMLİ NOT (Antibiyotiksel direnç):
 
Antibiyotiksel direnç, dünyanın her yerinde akvaristlerin karşısına çıkan bir problemdir. Bakteriler evrimleşerek kendilerine karşı kullanılan antibiyotiklere karşı daha yeni ve dirençli nesiller geliştirir. Flavobacterium columnare, evrimleşen bu bakterilerin bir örneğidir. Tehlikesiz olanlardan, çok dayanıklı ve öldürücü olanlara kadar farklılaşan yeni flexibacter kuşakları tanımlanmıştır. Ve en tehlikeli olanlardan birinin akvaryumlarda görüldüğü rapor edilmiştir. Bu bakteri, balığı 24 saatin altında bir sürede öldürmekte ve kesinlikle tedavi edilememektedir. 
    Akvaryumlarımızda da, kullandığımız ilaçlara daha dirençli, daha güçlü ve tehlikeli bakteri nesilleri ortaya çıkması mümkündür. Bunu önleyebilmek için, her zaman ilaçların kullanma talimatlarına uygun olarak hareket edilmelidir. Ayrıca, betamız ilaca karşı tehlikeli olabilecek bir tepki göstermediği sürece, öngörülen tedavi süreci boyunca ilaç kullanımı durdurulmamalı veya farklı bir ilaca geçiş yapılmamalıdır. Örneğin gereken dozajın altında kullanım, bazı bakterilerin canlı kalmasına ve ilaca karşı bağışıklık geliştirebilmesine sebep olabilir. Hasta balık her zaman ayrı bir tanka alınmalı ve tedavi ana tanktan izole bir biçimde, burada yapılmalıdır. Asla sağlıklı balıklara ilaç verilmemelidir.
 
 
 
ZEHİRLENMELER:
 
Balıklar, hayatlarının tamamını suda geçiren canlılardır. Bu yüzden, biz insanlar için hava sıkça rastlanan ve ani ölümlere sebep olan iki ana zehirlenme sebebi vardır.
    Bunlardan ilki suda amonyum ve amonyak bulunmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Bu kimyasallara karşı tüm balık türleri çok hassastır. Fazla yemler, balık dışkıları, ölü balıklar, kopan bitki parçaları vb. organik atıklar bu maddelerin oluşumunu tetikler. Ayrıca, akvaryumda oksijen dengesinin sağlanamaması, yetersiz filtrasyon, azot çevriminde görev alan bakterilerin kolonileşememesi, yüksek pH gibi etkiler de tehlikeyi arttırır. Yeni kurulan ve biyolojik döngüsü sağlanmamış akvaryumlarda bu zehirlenmelere daha sık rastlanır.
    Zehirlenmelere ve buna bağlı rahatsızlık ve ölümlere yol açan diğer maddeler ise klor ve kloramindir. Klor, şebeke sularının dezenfektasyonu için kullanılan bir maddedir. Uçucu bir gazdır. Bu özelliği sayesinde, kullanılacak suyun bir süre dinlendirilmesiyle uzaklaştırılabilir. Dinlendirme sürecinde suyun bir hava taşı yardımıyla havalandırılması veya su yüzeyinin düzenli biçimde hareketlendirilmesi bekleme süresini kısaltacaktır. Kloramin ise çok daha tehlikeli ve bertaraf edilmesi zor bir maddedir. Şebeke sularındaki klorun, suda bulunan amonyak veya amonyumla tepkimesiyle ortaya çıkar. Dinlendirme, havalandırma gibi yöntemlerle uzaklaştırılamaz. Piyasada satılan, klor ve kloramin bağlayıcı kimyasalların kullanılması gerekebilir.
 
    Her iki zehirlenmenin de belirtileri hemen hemen aynıdır. Balık devamlı su yüzeyinde dolaşır. Ani, sıçramaya benzer hareketlerle yüzer veya sürekli hareketsiz kalır. Zehirleyici maddelerin sudaki yoğunlukları yüksekse, ani ölümler veya dokularda bozulma meydana gelir. Amonyak veya kloramin yanıkları olarak ifade edilen bu deformasyonlar, genelde en hassas bölgeler olan gözlerde ve solungaçlarda görülür. Daha uzun süreli durumlarda; deri üzerinde, solungaç kapaklarında ve yüzgeçlerde tahriş olmuş, kızarmış veya normal yapısını yitirmiş bölgeler göze çarpar. 
 
    Zehirlenmelerin önlenebilmesi için uyulması gereken ilk ve en temel kural, özellikle akvaryumun kurulum aşamasında sabırlı davranılmasıdır. Balıklar hiçbir zaman doğrudan şebeke suyuna koyulmamalı, akvaryumda biyolojik döngü sağlanmadan balık eklenmemelidir. Daha önce kurulmuş, dengesi sağlanmış bir akvaryumdan alınacak suyun ve filtre malzemelerinin kullanımı döngünün oluşumunu hızlandıracaktır. Ayrıca su hazırlayıcılar ve 
    Akvaryumda biyolojik döngü tam olarak sağlansa bile, mevcut dengenin korunmasına ve zehirlenmelerin önlenmesine yönelik bazı tedbirler alınması gereklidir. Bunları maddeler halinde sıralamak gerekirse;
 
    • Akvaryum hacmine uygun balık türleri seçilmeli ve balık sayısı gerekenden fazla olmamalıdır. 
    • Akvaryum hacmine ve balık yüküne uygun bir filtrasyon sistemi sağlanmalıdır.
    • Kullanılan filtreler, periyodik olarak temizlenmeli ve mekanik pislikten arındırılmalıdır.
    • Filtrede kullanılan, belirli bir kullanım ömrüne sahip malzemeler, düzenli aralıklarla yenilenmeli veya rejenere edilmelidir.
    • Fazla yemleme yapmaktan kaçınılmalı, balıkların birkaç dakika içerisinde tüketebilecekleri miktarda yem verilmelidir.
    • Düzenli periyotlarla su değişimleri yapılmalı, gerekli durumlarda dip çekimi ihmal edilmemelidir.
 

 

 

Kaynak: izmirakvaryum.com


  • Övünç Dinç, ufuk ve akdeniz bunu beğendi

#2
Övünç Dinç

Övünç Dinç
  • Yaş: 35

Okurken şaşırdım; balık beslemek deyip bir köşeye atmak çok yanlış bir düşünceymiş bu kadar detay içerdiklerini bilmiyordum.


  • rkacar bunu beğendi

#3
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

Okurken şaşırdım; balık beslemek deyip bir köşeye atmak çok yanlış bir düşünceymiş bu kadar detay içerdiklerini bilmiyordum.

 

 

Beta bu adamın aklını alır :)


  • akdeniz bunu beğendi

#4
akdeniz

akdeniz
  • Yaş: 55

Beta bu adamın aklını alır :)

 Haklisin Ramazan ! Beta baliklarina bir bulastinmi adamin aklini aliyor  :) Bu olayi bende yasadim inanki insanin sadece bu baliklar icin en azindan 50 metrekare oda ayirsa yinede yetmiyor ,,Sadece süs olsun diye aldigim bir tane erkek betaya   hadi bide esi olsun derken baslayan serüven tam irili ufakli 10 tane kadar akvaryum adetine cikmisti,, Cünkü disiyi ayir erkegi ayir ve büyüyen yavrulari ayir derken nasil gelistigini ve genisledigini sanirim sen iyi anlarsin  Güzelliklerine ve renklerine doyum olmayan betalar karakterleri ve özellikleri ilede insani mest ediyor  inanki özlüyorum fakat yogunluktan ve vakit darligindan yapamiyorum belki ilerde ya nasip  :)  Güzel paylasimin  icin tesekkürler bütün seriyi okudum ve sayende birazda nostalji yapmis oldum..


  • rkacar bunu beğendi

#5
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

Ahmet abi akvaryum çok farklı bir dünya... Bunu sadece balık besleyen evinin bir köşesini o ufak renkli canlıların dünyasına yer ayıranlar anlayabilirler....

 

Umarım ileride bu renkli dünyaya yeniden dönme şansın olur :)

 

Saygılar..


  • akdeniz bunu beğendi

#6
oozgur

oozgur
  • Yaş: 51

Merhabalar,

araniza yeni katilan biri olarak yazinizdan cok faydalandim ve bu siteye uye olmaya karar verdim. Ben de yeni yeni betalarla ugrasmaya basladim. Gercekten cok zevkli ve ilgi isteyen bir balik. Kendine has bir karakteri var. Diger baliklarima hic benzemiyor. Su anki sorunum kabizlik. Bir tanesinde yaklasik 5 gundur devam ediyor. Bu arada ben Fransa da yasiyorum. Buradan aldigim bilgi ile ilac ile tedavi etmeyi denedim ama fazla bir degisiklik olmadi. Parafin yagini da  kullandim, fakat yem yemiyor. Ogrenmek istedigim lavmani baliga zarar vermeden nasil yapabilirim. Simdiden bilgiler icin tesekkurler.

Saygilar.


  • rkacar bunu beğendi

#7
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

Özgür bey merhabalar aramıza hoşgeldiniz... Almanya ve Avusturya'dan dostlarımız vardı sizinle beraber Fransa'dan da dost kazanmış olduk   :)

 

Elimden geldiğince size yardımcı olmaya çalışayım..

 

Kabızlık sık rastlanan bir rahatsızlık olmasa bile çeşitli tedavi yöntemleri vardır. Ancak öncelikle tedavi sürecinde balığın rahatsızlığına sebep olabilecek sorunları ortadan kaldırmak gerekli...

 
Suyu kontrol ediniz. Bulanma ve aşırı kirlenme var ise suyu değiştiriniz.  Akvaryum dibindeki pislikleri hava süpürgesi ile temizleyiniz.  Su sıcaklığını kontrol ediniz. Su soğuk ise veya çok sıcak ise ısıtıcı veya termostat bozulmuştur. Tamir ediniz. 
 
Tedavi sürecinde ise bir süre verdiğiniz ilaçları kesin ve  haşlanmış ıspanak yada bezelyeyi atın suya ( haşlanmış sebzeyi ufak ufak balığın hazmedebileceği şekilde doğrayarak atın suya ) 1-2 gün verin ancak verirken takip edin. Eğer kabızlık sorunu kesildiyse ıspanak yada bezelye vermeyi kesin ve normal yemle devam edin... 
 
Haşlanmış bezelye ve ıspanak balığın kabız olmasını önler ve balığın sindirim sistemini rahatlacaktır...
 
Bu işlemleri yapın yine buradan konuşalım, tedavi süreci olumlumu olumsuzmu bizi bilgilendirin lütfen...
 
Saygılar ve tekrar hoşgeldiniz...

  • oozgur bunu beğendi

#8
oozgur

oozgur
  • Yaş: 51

 

Özgür bey merhabalar aramıza hoşgeldiniz... Almanya ve Avusturya'dan dostlarımız vardı sizinle beraber Fransa'dan da dost kazanmış olduk   :)

 

Elimden geldiğince size yardımcı olmaya çalışayım..

 

Kabızlık sık rastlanan bir rahatsızlık olmasa bile çeşitli tedavi yöntemleri vardır. Ancak öncelikle tedavi sürecinde balığın rahatsızlığına sebep olabilecek sorunları ortadan kaldırmak gerekli...

 
Suyu kontrol ediniz. Bulanma ve aşırı kirlenme var ise suyu değiştiriniz.  Akvaryum dibindeki pislikleri hava süpürgesi ile temizleyiniz.  Su sıcaklığını kontrol ediniz. Su soğuk ise veya çok sıcak ise ısıtıcı veya termostat bozulmuştur. Tamir ediniz. 
 
Tedavi sürecinde ise bir süre verdiğiniz ilaçları kesin ve  haşlanmış ıspanak yada bezelyeyi atın suya ( haşlanmış sebzeyi ufak ufak balığın hazmedebileceği şekilde doğrayarak atın suya ) 1-2 gün verin ancak verirken takip edin. Eğer kabızlık sorunu kesildiyse ıspanak yada bezelye vermeyi kesin ve normal yemle devam edin... 
 
Haşlanmış bezelye ve ıspanak balığın kabız olmasını önler ve balığın sindirim sistemini rahatlacaktır...
 
Bu işlemleri yapın yine buradan konuşalım, tedavi süreci olumlumu olumsuzmu bizi bilgilendirin lütfen...
 
Saygılar ve tekrar hoşgeldiniz...

 

Bilgiler icin tekrar tesekkurler. Ne yazik ki baligimi kaybettim. Tum haftasonumu durumu degistirmek icin gecirdim ancak durum degismedi. En son binbir guclukle buldugum epsom tuzunda kisa bir sure banyo yaptirdim, ancak ne yem yedi ne de bir degisklik oldu. Diger tum balilarim saglikli. Bir yerlerde baligin yasiyla ilgili olarak kabizlik sorununun tedavisinin zor olabiliecegini okudum.

Bir de gecen hafta icinde buradaki danismandan aldigim nitrit dusurucu bir ilac kullanmistim. Gerci nitrit orani ~0,4mg/l gibi cok fazla degildi. Tum bunlar nasil bir etki yapti, bilemiyorum. Deneyimlerinizle belki bir sonuca varabilirsiniz.

Herkese bol saglikli gunler. 


  • Övünç Dinç bunu beğendi

#9
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

Bilgiler icin tekrar tesekkurler. Ne yazik ki baligimi kaybettim. Tum haftasonumu durumu degistirmek icin gecirdim ancak durum degismedi. En son binbir guclukle buldugum epsom tuzunda kisa bir sure banyo yaptirdim, ancak ne yem yedi ne de bir degisklik oldu. Diger tum balilarim saglikli. Bir yerlerde baligin yasiyla ilgili olarak kabizlik sorununun tedavisinin zor olabiliecegini okudum.

Bir de gecen hafta icinde buradaki danismandan aldigim nitrit dusurucu bir ilac kullanmistim. Gerci nitrit orani ~0,4mg/l gibi cok fazla degildi. Tum bunlar nasil bir etki yapti, bilemiyorum. Deneyimlerinizle belki bir sonuca varabilirsiniz.

Herkese bol saglikli gunler. 

 

 

Özgür bey  mümkün olduğunca az ilaç ile çözmeye bakmak lazım... Epsom Tuzu ile yıkadım demişsiniz Epsom tuzunu anladığım kadarıyla balığın şişkinliğini alması için yaptınız ancak Epsom tuzu suyun, toprağın sertlik düzeyini düşürmek için kullanılır. (tabi gerekli ilaveler yapıldıktan sonra ) Nasıl uyguladınız balığa epsom tuzunu, suya ne kadar eklediniz, başka bir madde eklediniz mi suya ?

 

Şöyle açıklayayım size;

 

Suyun Ph değerini düşürmeniz için, 20 litre su için; 1 çay kaşığı kaya tuzu, 1 çay kaşığı sodyum bikarbonat, 1 tatlı kaşığı magnezyum sülfat ( Epsom Tuzu )eklemek gerekiyor.

 

Sizin kullandığınız yöntemler yapılması zararlı yöntemler değiller... Ancak şunu unutmayın Su kendi halinde çok dengede bir sistemdir. Sizin pH dengelemek için katacağınız her fazla miktarda tuz farklı bir bileşen olduğu için suyu sertleştirecektir.    Kimyacılar için bile zor olan bu dozları ayarlamak kimyacı değilseniz çok zor iştir...

 

Bu yüzden diyorum ki ne kadar çok kimyasal o kadar zor tedavi.. Ben buna inanıyorum...

 

Malesef ki balık türlerinin (akvaryum ) bir çoğu çok nazik hayvanlar... Düşünün ki akvaryum suyunun sıcaklık değişiklikleri  sonucunda balıklar hasta olabiliyorlar...  Hadi onu geçelim suyunu değiştirirken bile yaşanan silsile sonucunda balık depresyona girip hastalanıyor...

 

Beta balıkları özellikle bu konuda çok hassas balıklar. Dışarıdan bakıldığında çok az suda günlerce suyunu değiştirmesem yaşar...! Taş gibi balık bunlar...! gibi söylemler yaygın ama işin iç yüzü öyle değil biraz uzak kalsanız biraz ilgilenmeseniz malesef emek verdiğiniz gözünüz gibi baktığınız balıklarınız 1-2 gün içerisinde '' siz çaresizce '' izlerken ölüveriyorlar...

 

Ne diyelim sizin adınıza üzüldüm... Belli ki çok ilgilisiniz bu konuda... İnşallah diğer balıklarınız aynı sorunları yaşamazlar... Yardımcı olabileceğimiz başka hususlar olursa yazmaktan çekinmeyin lütfen...

 

Ayrıca akvaryum resimlerinizi çekip bizimle paylaşırsanız çok sevinirim... 

 

Saygılar, sevgiler...


  • oozgur bunu beğendi

#10
oozgur

oozgur
  • Yaş: 51

Merhaba, tesekkurler bilgileri saklayacagim. Epsomu dediginiz gibi son care olarak kullanmak istedim. Tek olarak kullandim, bahsettiginiz olculerde. Ancak cok ince bir hesapta yapmadim. Cok kisa bir sure banyo yaptirmistim. Ancak dediginiz gibi suya mumkun oldugu kadar az mudahale baliklarin daha saglikli olmasini sagliyor. Su anda nitrit seviyesi ve diger degerler normal, fakat bu olaydan sonra asiri dikkat gosterip max. uc gunde bir dip temizligi yapiyorum. Haftada bir 5% lik su degisimi oluyor.Ayrica yemlerini cesitlendirmeye calistim. Hafta da bir de ispanak veya bezelye vermeye basladim. Resimleri en kisa zamanda gonderecegim.

Saygilar,


  • rkacar bunu beğendi

#11
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

Merhaba, tesekkurler bilgileri saklayacagim. Epsomu dediginiz gibi son care olarak kullanmak istedim. Tek olarak kullandim, bahsettiginiz olculerde. Ancak cok ince bir hesapta yapmadim. Cok kisa bir sure banyo yaptirmistim. Ancak dediginiz gibi suya mumkun oldugu kadar az mudahale baliklarin daha saglikli olmasini sagliyor. Su anda nitrit seviyesi ve diger degerler normal, fakat bu olaydan sonra asiri dikkat gosterip max. uc gunde bir dip temizligi yapiyorum. Haftada bir 5% lik su degisimi oluyor.Ayrica yemlerini cesitlendirmeye calistim. Hafta da bir de ispanak veya bezelye vermeye basladim. Resimleri en kisa zamanda gonderecegim.

Saygilar,

 

 

Akvaryumunuz ile o kadar ilgilisiniz ki açıkçası merakla bekliyorum fotoğraflarını :) Eminim çok şık bir akvaryum bekliyor bizi :)



#12
oozgur

oozgur
  • Yaş: 51

Tekrar merhaba,

soz verdigim gibi size birkac resim gonderiyorum. Kucuk bir bir baslangic akvaryumu aslinda, fakat bilgilerim arttikca daha profesyonel dekorasyon amacli, buyuk bir tane yaptirmayi dusunuyorum. Su anda bu bile oldukca zamanimi aliyor. Iki cocuk ve bir kopekle ugrasirken bir de 14 balik araya girdi. Simdilik uc betam var, ileride daha cok bunlar uzerine odaklanmak istiyorum. Resimleri cep telefonuyla cektim pek net degil ama bir fikir verir size.

Saglicakla kalin,

 

 

IMAG0108_1.jpg?token_hash=AAFniSHQTE3Tvx

 

 

IMAG0093_1.jpg?token_hash=AAFniSHQTE3Tvx

 

 

IMAG0080_1.jpg?token_hash=AAFniSHQTE3Tvx


Konu rkacar tarafından 20 Kasım 2013 - 06:59 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Fotoğraf görüntülemesi için...

  • ufuk bunu beğendi

#13
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

Önder bey Akvaryumunuz çok şirin çok güzel... Kum ve akvaryum süslerinin renk uyumu balıklar ile takım olmuş :)  İnşallah istediğiniz akvaryumu yapma şansınız ve imkanınız olur... Çok güzel ve değerli bir hobi...

 

Paylaşımınız için çok teşekkür ederim :)



#14
omeryavas21

omeryavas21
  • Yaş: 27
Sa usta, bu tür için yazdığın yazılara istinaden üye oldum, eline sağlık :)
Naçizane bir de sorum olacak; 13 gün önce aldığım Betta balığım hiç yem yemiyor, önce yaprak şeklinde bir yemi vardı onu yemeyince küçük tohum şeklinde olanından aldım ki yine yemiyor.Bugün evden çıkmadan önce ilginçtir ki çok küçük bir parça balık verdim ve keyifle yedi, çok sevindim.
Acaba sorun ne ola ki?
 
Ayrıca şu an fanusta ve kovuk aldım stresi için iyi gelir diye sonrasındaki 2 gün kısmi köpükler yaptı,şu anda ise durağan, eş almalı mıyım ? :)
 
Şimdiden çok teşekkür ederm, iyi çalışmalar size.

  • rkacar ve ufuk bunu beğendi

#15
rkacar

rkacar
  • Yaş: 34

Ömer bey hoşgeldiniz :)

 

Sanırım siz betanızı bir fanusta yada çok ufak bir akvaryumda bakıyorsunuz. ( idealide budur zaten ) Suyun sıcaklığı en az 23 derece olmalı ve olabildiğince sabit tutulmalı. Betaların en iyi yaşadığı optimum sıcaklık 25-26 derecedir ve bu sıcaklığı tutturamazsanız balığınızın vücut fonksiyonları iyi çalışmaz, yavaş hareket eder ve iştahsızlık başlar. Bu da balığınızın zayıflayıp hastalıklara açık bir kapı haline gelmesine neden olabilir.

 

Betalar bulundukları ortama kolay alışamazlar. Balığınız şu an alışma sürecinde olduğunu varsayıyorum ve yem yememesinide normal olarak görüyorum. Zaten acıkmaya başladığında sevdiği tür bir yem varsa dayanamaz yeme atlarlar... ( Örn. verdiğiniz balık eti :) )

 

Akvaryumcuya gidip çok az bir miktar canlı yem alın ve bu yemle kısa bir süre besleyin daha sonra tekrar normal yeme dönersiniz.. Ancak gidip açıkta satılan markasız ne olduğu belli olmayan yemlerden almayın...

 

Size sera bettagran yemini öneririm. Betalar için gayet uygun bir yemdir...

 

Ayrıca Betalar habitatları gereği zaten hareketsiz ve fazla ışık almayan gölgeli bölgelerde yaşarlar, bu sebeple akvaryumda balığınızın saklanabileceği yerler oluşturun... Öernek olarak aşağıdaki resimlerde olan akvaryumnlar gibi...

 

177353637_ab368bf7ee_z-jpg.7918

 

 

 images?q=tbn:ANd9GcQ0881nX0T6k6lhzX2DYAH

 

 

Yüksek ses, sürekli hareket, sürekli değişen ışık kaynağı vs. bunların hepsi balığı strese sokar ve korkak hale gelir buda bir etkendir yem konusunda...

 

Akvaryumun yakınında yada direkt olarak akvaryuma ışık verebilecek  bir kısımda tv varsa akvaryumun yerini değiştirin...

 

Merak etmeyin balıklar çok uzun süreler yem yemeden dayanabilirler... Özellikle beta'lar :)

 

Saygılar...


  • omeryavas21 bunu beğendi




1 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 1 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı